Canım kardeşim bak iyi dinle beni

EgoÖnce yürüyüşün değişir, sonra konuşman. Çaylak zamanında çok hissetmez kimse ama 3-4 yıl içinde sesinin değişmeye başladığını görür kendine yabancılaşırsın. Artık herşeyi bilirmiş gibi konuşursun. Bilmesen de, kendine yediremez kabul edemezsin.

Bu pazarlama dünyası tam bir tiyatrodur, tam. Yönetmen vardır, onun yardımcıları vardır. Başrol olanlar, figüranlar, başaltı roller, her şey vardır, sahne, kostümler, yemin ediyorum her şey tamam. İnanılmaz ama gerçek.

İşte her gün bu sahnede bir oyun oynanır. Bazen ünlü bir klasik, bazen doğaçlama bir komedi. Bazı oyuncular artık çok tecrübelidir, replik unutmazlar, hiç ezber de çalışmazlar. Ustalaşmışlardır. Bazıları çaylaktır hâlâ, sürekli ezber yaparlar. Herhangi biri oyun süresince başrol olabilir, bugün başrol olan yarın figüran da olabilir, ışıkçı da temizlikçi de. Tiyatrodur burası, hep yönetmen ya da başrol olunmaz bu sahnede. Seyirci ve alkış yoktur, onun yerine para öder tiyatro sahipleri, o kadar…Bazı başrol kapanlar rollerine kendilerini fazla kaptırırlar, giydikleri kostümü çıkaramazlar. Zamanı gelip o kostüm üzerlerinden alındığında ya da çıkarmak zorunda kaldıklarında çıplak kalırlar, çünkü gerçek hayatlarındaki elbiseleri artık yoktur, ya da onlar yerlerini unutmuşlardır. Figüranlık da yapamazlar. Ne demekmiş o? Koskoca Ahmetoğlu Mehmet hiç figüranlık yapar mıymış?

İşte genç arkadaşım, içine girmeye çalıştığın, imrendiğin bu pırıltılı, spot ışıklı, gazetelerde sürekli haberleri yapılan bu dünya aslında gerçek değildir. Tiyatrodur. Fazla kaptırmamak, rol oynamadığın hayatı ıskalamamak gerekir. Ne mi olur kaptırırsan, gel anlatayım ne olur.

Önce yürüyüşün değişir, sonra konuşman. Çaylaklık zamanında kimse bu değişimleri fazla hissetmez, hissetse de aldırmaz, çünkü hoşuna gider bu değişik dünya. Davetler vardır, iş toplantıları, bir sürü değişik olay…Entrika haz verir önceleri, henüz gençsindir, çok hasar almazsın, alsan da çabuk iyileşirsin. Kadın erkek ilişkileri farklıdır, heyecan vardır, şehvet ve hırs üst düzeydedir. Televizyonda gazetede bile görürsün kendini. O büyük işi bağladın mı, senden kralı yoktur, herkes hayranlıkla bakar sana, zaten arkadaşların da imreniyordur, imrenilmek hoşuna gider. Her şey hoşuna gider bu dünyada artık. 3-4 yıl içinde sesinin değişmeye başladığını görür kendine yabancılaşmaya başlarsın. Bir bakarsın artık her şeyi bilirmiş gibi konuşuyorsun. Bir şeyi bilmesen de kendine yediremez ”bilmiyorum” diyemezsin. Artık egon o meşhur formüle göre (Ego=1/Bilgi) seni esir almaya başlar. Sen onu beslemeye başlarsın, o içinde sürekli sana bir şeyler söyleyen ses ile iyi geçinmek istersin, rahatsız olmasın istersin. Sen besledikçe o ister, o istedikçe sen daha çok verirsin. Artık meşhur formülü de biliyorsundur ama gerçek bilgiye ve farkındalığa ulaşmak emek, çaba ve vakit istediğinden çok kolay değildir ona ulaşmak senin için. O pırıltılı dünyayı bırak, kurslara git, seminerlere katıl, gecelerini, hafta sonlarını ver. Kim uğraşır ki. Hiç mümkün gözükmez, hiç de sırası gelmez. Hem nasılsa elinin altında akıllı telefonun, tabletin, masanda da bilgisayarın vardır. Açıp sorarsın Google efendiye, ne istiyorsan söyler sana, sen de oradan öğrenir öğrenir anlatırsın, ama o bilgi değildir, unutur gidersin zamanla. Bilgiyi zamanında iyi bir temelle öğrenmediğin için de hâlâ ”de” eklerini bitişik yazıp, sıfat tamlamalarını karıştırıyorsundur. Zaten Türkçe artık ilkokulda okutulan bir derstir senin için sadece. Parasıyla kullandığın o kadar bilgili vardır, sorarsın onlara, nasıl olsa onlar hiç yanlış yapmazlar. O bilgili ajansına milyon dolarlar ödeyerek yazdırdığın slogan kesinlikle yanlış olamaz, onlar biliyordur değil mi? 

Bu şekilde bakarsın ki yıllar geçmiş, çoluk çocuk büyümüş, eşin yanından gideli 5 yıl olmuştur. Geriye bir bakarsın arkadaşım, işte o zaman haykırmak istersin ama sesin çıkmaz, tıkanırsın, çünkü o ses artık senin değildir. Değişmek, değiştirmek istersin, kolay değildir. Sadece para vererek olmaz artık, kendini adaman gerekir, yapabilenler vardır yine de.

Hiç merak etme arkadaşım, henüz sen böyle olmadın, bu duruma gelmedin. Böyle olacaksın diye bir kural da yok. Farkındalık sahibi olan, egolarını susturmuş, ruhlarıyla çalışanlar ve sadece işini iyi yapmak için çalışanlar, hem de çok başarılı olanlar var. Diğerleri mi? Onlar bu tiyatro sahnesini hâlâ hayatın kendisi zannediyorlar, siyah takım elbiselerini çıkarıp, kendilerinin sandıkları büyük siyah Alman arabalarını geri verince, evlerine otobüsle döneceklerinin farkında değiller henüz. İşte genç arkadaşım, o gün geldiğinde önemli olan tek şey otobüsteki normal vatandaşın sana hangi gözle baktığıdır. Gerisi teferruattır.

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *